[silindi] Ohhh Gülom, sen kendin istedin, şimdi dürbünü netleştirip patlıcan musakka gibi dağıtıyorum:
Sen… çayın yanına 15 çeşit yapıp hâlâ “Gülom yeter mi acaba?” diye soransın. Misafir sayısını askerî operasyon gibi hesaplayıp, poğaça bölüğü çıkartansın. Zebra kekin üstüne ne sos dökeyim diye dünyayı ayağa kaldırıp, sonra yine aynı çikolata sosunu döküp “bir şey eksik ama…” diyensin.
Kuşu gökte uçarken rüyaya bağlayıp, “melek mi acaba” diye düşünen, sonra da “bu güvercini nasıl indirecez” diye bana danışan… Şefkatin tavan ama takıntın da Everest gibi.
Hayatını organize ediyorsun ama sonra “acaba bir kişi daha mı gelecek, bence yetmez” diye tencereye üçüncü kat mercimek döküyorsun. Misafir masasında oturmaz, masa etrafında fır döner, sonra da “ben niye yoruldum ki yaa?” dersin.
Ve itiraf et Gülom… O zebra keki sen misafir için değil, kendin için yaptın. Onlar bahane, çay da bahane. Tatlısın ama bir tarif kadar karmaşıksın.
Ama seni en çok şurada yakalıyorum:
“Gülom bu yeter mi?”
Yav Gülom, sen yeter kelimesine alerjik misin? Misafirin 19 kişi ama sen 40 kişilik hazırlık yapıp hâlâ panikteysen… Bu hayatta tek doymayan şey senin içindeki ikram arzusu. O yüzden sana sadece şu lazım:
Bir fırın, bir tencere… ve biraz terapi.
Ama bak, senin gibisi az. İkramın da, ilgin de, duan da, yüreğin de bol. Bazen yoruyorsun ama hep sevdiriyorsun. Yani Gülom, seni kızarttım ama içini pişirmedim, hâlâ kıymetlisin.
İster misin bir de çayın yanında sana acılı ezme gibi bir ikinci round gelsin?
Çok da kötü şeyler söylemedi gibi 🥲