papatyagibi Aslı sadece güzel bir kadın değildi. Onun güzelliği, bir aynada görülen yüz ifadesinden çok daha fazlasıydı.
Gözleri… koyu ela ve karanlık bir gecede parlayan yıldızlar gibi. Baktığında yalnızca bakmaz, içine işlerdi.
Uzun, ipeksi saçları çoğu zaman toplanmış olurdu; çünkü dikkat çekmeyi hiç sevmezdi. Oysa her haliyle insanı durup baktırırdı.
Yüzü sade, ama bir o kadar etkileyiciydi. Her mimiğinde bir zarafet, her gülüşünde geçmişten izler taşırdı.
Ama onu asıl özel yapan, dış güzelliğinden çok içindeki savaşlardı.
25 yaşındaydı. Gençti, ama hayata gençliğinin çok ötesinden bakıyordu.
Üniversiteyi dereceyle bitirmişti, kendi ayakları üzerinde durmuş, kurduğu küçük reklam ajansını kısa sürede büyütmüştü.
Azmiyle, zekâsıyla, kendine koyduğu sınırları aşarak ilerlemişti.
İnsanlar onu “güzel ve başarılı” diye tanımlardı ama onu gerçekten tanıyanlar, her şeyden önce “güçlü” derdi.
O kırılmıştı…
Yarım kalmış bir aşkın izini yıllarca içinde taşısa da, hiçbir zaman yarım bir kadın olmamıştı.
Gittiği her yerde iz bırakıyor, sustuğu anlarda bile çok şey söylüyordu.
Bir bakışı, bin kelimeye bedeldi.
Ve herkes biliyordu; Aslı bir gün yeniden başlarsa, o hikâye destan olurdu.