Kur’an’ın anlamını bilmek tabi ki çok önemlidir. Anlamı bilinmeden okunan Kur’an bize nasıl rehberlik edebilir? Yabancı dilde yazılan bir kullanma kılavuzunun ne dediğini anlamadan cihazımızı çalıştırmamız mümkün değilken Kur’an’ı anlamadan okuduğumuzda dinimizi nasıl yaşayacağımızı nereden bileceğiz? Kur’an’da birçok emir ve yasaklar yer alıyor, mükemmel dua cümleleriyle bize nasıl dua edeceğimiz öğretiliyor, peygamber hayatlarından ibretlik tablolar sunuluyor, kıyametin dehşetli sahneleri gözümüzün önünde canlandırılıyor… Fakat biz ne dediğini anlamadığımız için maneviyatımızı dolduramıyoruz. Allah bir ayette şöyle buyuruyor: “Mü’minler ancak o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda bu imanlarını artırır ve yalnızca Rabb’lerine tevekkül ederler”. Allah’ın ayetleri okunduğunda imanımızın artması için anlamlarını biliyor olmamız gerekir. Ama bu durum bizi sadece meal okumaya yönlendirirse orada da bir hata var demektir. Allah dileseydi Kur’an’ın muhatap olduğu kavmi elbette başka ırk ve dile mensup yaratabilirdi. Fakat Allah Türkçe, İngilizce veya başka diller yerine Kur’an’ı Arapça indirmeyi murad etmiş ve bu sebeple ibadet dilimiz de Arapça olmuştur. Namaz kılarken anlamını daha iyi bilelim diye sureleri Türkçe okuyamıyoruz, bu şekilde kılınan namaz geçersiz olur. Çünkü ne olursa olsun tercümeler insan işidir, oysa Kur’an Arapçası orijinaldir, bizzat Allah tarafından o şekilde indirilmiştir. Haliyle hiçbir tercüme birebir orijinali yerini tutamaz. Bu sebeple hatim ve kıraat ancak arapçasını okumakla mümkün olur. İbadet niyetiyle okunan Kur’an’ın her bir harfine 10 sevap verileceği bizzat peygamberimizin hadislerinde geçer. Yani Kur’an’ı Arapçasından okumak namaz kılmak gibi bir ibadettir ve okuyana muhakkak sevap kazandırır. Bu durum bizi yeni bir dil öğrenmeye zorlamış olmuyor, sadece yabancı bir dilin harflerini öğrenmeye sevk ediyor. Arapçayı bilme mesuliyetimiz yok çünkü birçok çeviri sayesinde anlamına ulaşmamız kolaydır. Tabi ki kimseye muhtaç kalmadan kendi okuduğumuzu anlayabilmek en güzeli olsa da bu durum Arapça öğrenmeyi zorunlu kılmaz. Fakat harfleri tanıyıp okumak bir dil öğrenmek kadar zor birşey değildir. Bu kadarını öğrenmeye mecburuz çünkü bize farz olan namazın içerisinde okuduğumuz sureler Kur’an’dan bir parçadır ve onları hakkıyla okumak durumundayız. Kullandığımız latin harfler bu konuda yetersiz kalır. Zira latin harfler içinde peltek, hırıltılı ve boğazdan çıkan harfler yoktur. Bu ancak kendi dilinin harflerinden öğrenilip çıkarılabilir. Hırıltılı çıkarılması gereken yerde düz çıkarılması anlam bozabilecek kadar tehlikelidir. Bu sebeple namazımızda anlam bozulmasına ve dolayısıyla namazımızın bozulmasına sebebiyet vermeyecek derecede Kur’an’ı okuyor olabilmek her müslümanın görevidir. Araplara karşı hissedilen olumsuz duyguların bizi ibadet dilimizi reddetmeye götürmemesi gerekir. Arapları ve onlarla bağlantılı olarak Arapçayı insan dili olarak sevmiyor olabiliriz, bu günah değildir. Fakat Kur’an’ı insan dili olarak görmemeliyiz. Bakış açımızı şu şekilde değiştirdiğimizde mesele kendiliğinden hallolmuş olur: “Kur’an Arapça değil Rab’cadır”. Kur’an Arapçasını sevmeli ve her harfine 10 sevap verilen kıraatimizi yapmalıyız. Baştan sona defalarca anlamı okunsa bile hatim sayılmayacağını bilip muhakkak aslından okuma yapmalıyız. Dolayısıyla birinden birini tercih etmek yerine ikisini dengede tutacak bir okuyuş belirlemek en uygun çözüm olur. Örneğin 5 sayfa aslından 5 sayfa da okunan kısımların anlamından okunarak harika bir denge sağlanmış olur 🌺