gurbet_gelini12 biz peygamberimizin veda hutbesinde bize emanet olarak bıraktığını söylediği Kur’an’a ve sünnete sarılıyorken onların savunduğu görüş sadece Kur’an odaklı hareket ediyor. Kur’an bizim en büyük önceliğimiz ve hayat kitabımız amenna, ama hakiki anlamda kul olmanın yolu bizzat peygamberimizi takip etmekten geçiyor. Kur’an’da kaç yerde peygamberimizin bizim için en güzel örnek olduğu vurgulanır, hatta bir ayette "De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Al-i İmran-31) buyuruluyor. Yani peygambere uymadan sadece Kur’an odaklı bir din anlayışı olamaz, emir ve yasaklar sadece Kur’an’la belirlenmiyor. Esas hüküm koyucu Allah’tır ama Allah kendisi dışında hüküm verme yetkisini peygamberimize vermiştir: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, ezilip büzülüp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe, 9/29)
“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 33/36)
Kur’an sadece 600 sayfalık bir kitap, içinde bütün hükümlerin yer alması nasıl mümkün olabilir? Bunun için ciltlerce olması gerekirdi. Kur’an bize beş vakit namazın farz olduğunu söyler, peki bize sadece Kur’an yetecekse biz beş vakit namazı hangi vakit aralıkları içerisinde kılacağımızı nereden bileceğiz? Ve yine rüku nasıl yapılır secde nasıl yapılırı hangi ayette bulabiliriz? Erkeklerin altın ve ipek kullanımının haram olduğu net olarak hadislerle sabittir ama Kur’an’da geçmez. Yırtıcı kuşların etlerinin haram kılınması hiçbir ayette yoktur çünkü bu da bize peygamberimizin öğrettiği ayrıntılardandır. Hayızlı kadınların namaz kılamayıp oruç tutamaması da bu minvalde olan hadislerdendir. Hz. Aişe, âdet halinde kılınamayan namazların kaza edilip edilemeyeceğini soran bir kadına “Resûlullah zamanında ay hâlinden çıktığımızda bize oruçları kaza etmemiz emredilir, namazları kaza etmemiz ise emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 67-69) cevabını vermiştir. Yani verilen hükümlerin hepsinin dinde dayanağı vardır.
Adetli kadınlar hakkındaki olumsuz imaj İslam’a ait değildir. İslamiyet dışındaki kimi topluluk ve inanışlarda adet olmak kadının aleyhine ve hatta utanç verici bir durum olarak telakki edilmiştir. Kadının iradesi dışında kalan, müdahale etme, değiştirme imkânı olmayan Allah vergisi bu durum sebebiyle aşağılanması kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Maalesef dinimizde bunun asla yeri olmadığı halde diğer topluluk ve inanışlardan nasibini almış ve dinimize bu şekilde birçok bidat girmiştir. Uğursuzluk taşıyacakları endişesiyle doğum tebriğine gitmeyerek yeni doğan bebeğe bakmayan ya da düğüne katılmayarak yeni gelinin çeyizine dokunmayan nice kadınlar vardır. Âdetli iken hamur yoğurmaktan kaçınan, turşu kurmayan, salça ve reçel yapmayan ya da sofradaki ekmeği bölmekten çekinen kadınların sayısı hiç de az değildir. Oysa peygamberimiz her konuda olduğu gibi bu konuda da oldukça hassas davranmış ve ümmetine harika bir örneklik sergilemiştir. Hz.Aişe anlatıyor: “Ben âdetli iken bir şey içer sonra onu Hz. Peygambere uzatırdım, o da ağzını tam benim ağzımın değdiği yere koyarak içerdi. Yine ben âdetli iken kemikli etten bir parça ısırıp sonra onu Hz. Peygambere uzatırdım, o da ağzını tam benim ağzımın değdiği yere koyarak ısırırdı”. Başka bir rivayette de şunları söylüyor: “Ben âdetli olduğum halde Hz. Peygamber (sav) kucağıma yaslanır, Kur’an okurdu”. Yani dinimizde kadın adet halinde uzak durulması gereken pis bir varlık haline dönüşmez. Fakat bildiğimiz ve bilemeyeceğimiz birçok hikmet gereği Allah bu dönemde kadınları ibadetten muaf tutmuştur. Keşke kadınların hayız halinde ibadet edememesini bir ceza olarak değil de nimet olarak görebilsek de bu kadar ağırımıza gitmese. Kadınlar fıtrat olarak bıkmaya erkeklerden daha yatkın şekilde yaratılmıştır. Bunu hayatımızın her alanında görebiliriz, adet zamanları bizim için Allah tarafından verilen küçük izin günleri ki geri kalan günlerde bıkmaya fırsat kalmadan devamlı şekilde ibadetlerimizi yapabilelim. Hem illa ibadet yapmaya hevesli olan ve yapmak isteyenler için bütün kapılar kapalı değil ki, hükmün dışında kalan herşeyi yapmakta serbestiz, isteniyorsa zikir çekilir, dua edilir, Kur’an’ın anlamı okunur, internetten açıp Kur’an dinlenebilir, bir kardeşine sadece tebessüm etmesiyle dahi sevap kazanmaya devam edebilir ❤️
İkinci mevzuya gelecek olursak, üzerinde uzun izahlara gerek olmayacak kadar sığ bir bakış açısı olduğunu söyleyebilirim. Abdestte sünnetleri yerine getirmek ne zamandan beri Allah’a şirk koşmak oluyor? Aksine yukarda da bahsettiğim birçok ayette Allah bizi peygamberimize itaate davet ediyor. O’nun yaptıklarını yapmayacaksak peygamberimiz neden gönderildi? Allah Kur’an’ı rehberimiz olmadan direkt göndermeye muktedir değil midir? Bu bakış açısıyla baktığımızda namazda ve diğer ibadetlerin hepsinde sünnet kavramını toptan yok saymamız gerekir. Allah bizi her daim sünnet üzere giden ve ümmet olmanın hakkını verenlerden eylesin, sünneti yerine getirmenin şirk olduğunu iddia edenleri de ıslah etsin 🤲🏻