1186 / 1772) yılında İstanbul için hazırlanan Ruznâme’de namaz vakitleri verilmiş ve altına şöyle not düşülmüştür: “İmsak temkinsizdir, oruç tutacak kimse on beş dakika önce başlaması gerektir.” Fazilet Takvimi, âlimlerimizin göstermiş olduğu bu usulde devam etmekte; imsak ile sabah arasındaki 20 dakika temkini devam ettirmektedir. Buradaki temkini, az gerekli çok gerekli, şu kadarı gerekli, demek yerine tam saatine uymak lazımdır. Çünkü İstanbul’u dikkate aldığımızda en kısa günlerde 12 saat, uzun günlerde 18 saat civarı oruç tutmaktayız. Kimse bu kadar süre oruç tutarken 20 dk. beklemeyi çok görmemeli; yarın ahirette amel defterini boş görme ihtimalini göz önünde bulundurmalıdır.
Ayrıca bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi Altıncı Cilt, s. 268- 269’da bulunan bir hadis-i şerifin tercümesi şöyledir:
Zeyd İbn-i Sâbit radıyallâhü anh’ten:
“Biz (bir kere) Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber sahur yemeği yedik. Sonra Resûlullâh (sabah) namazına kalktı” dediği rivâyet edilmiştir. Zeyd İbn-i Sâbit’ten:
– Sabah namazı ile sahûr arasında ne kadar zaman bulundu, diye soruldu: O da:
– Elli âyet (okunacak) kadar diye cevâb verdi.
Bu kitapta elli ayet okunacak vakit 18 dakika olarak yazılmıştır. Bundan temkine riayetin ehemmiyeti sabit olur. Bunlar bize rehber olmalı, teşvik etmeli, ibadetlerimizde tembellik ve gevşeklik göstermemeliyiz.
Bu sebeple takvimimizdeki imsak vaktinde oruca başlamalı, takvimdeki sabah namazı vaktinden itibaren de namaz kılınmalıdır.