HappyKids biraz uzun bir yazı olacak ama hislerimi sonsuzluğa uğurlayarak yazmak istiyorum…
24 haftalıkken ağır bir covit geçirdim ve 3 cm açılma ile doktorum gözlem altına alarak kesinlikle ayağa kalkmamı söyledi. Annemin yanına gittiğimde sadece lavaboya kalkıyordum. 28. Haftaya girdiğimde ise lekelenmem oldu hemen acil hastaneye gittik. Doktorlar muayene ettiğinde o korku dolu sözleri duymak çok zordu benim için. “Seni acil ameliyata alacağız açılman 4 cm olmuş” dediklerinde gözlerim yaşla dolu tek söyleyebildiğim “yaşayacak mı?” sorusu oldu. Doktorlar önceliği benim sağlığıma verirlerken ben bedenimde büyütmeye çalıştığım bebeğimi düşünüyordum. Sabaha kadar iğnelerle beklettiker,ağzımdan dua gözlerimden yaş,içimden korku eksik olmuyordu…
Sabah olduğunda tekrar muayenede bebeğin de benim de riske girdiğimizi söyleyerek acil sezeryana alındım. İşte o an hayatımın en güzel ama en kötü zamanıydı. Önlüğü giydirdiler masaya yatırdılar başladılar kesmeye. Ağlamaktan bitap düşmüş halde “ben doğurmak istemiyorum biraz daha beklesin” dediğimde doktorum eğildi ve bebeği çıkardık yoğun bakıma gönderdik dedi. İşte o zaman içimdeki korku bir alev topuna döndü ameliyathanede bağırıyorum “bebeğim öldü siz bana söylemiyorsunuz,bana yüzünü neden göstermediniz,sesini neden duymadım eğer yaşıyorsa diye…
Ben hiç bebeğimin yüzünü görmedim,kokusunu içime çekemedim,mutlu olamadım,heyecanını yaşayamadım…
Ameliyattan çıkınca beni bir odaya aldılar yanımda 3 tane yeni doğum yapmış bayan var,hepsi bebeğini seviyor,emziriyor ben ise başımı pencereye çevirmiş onları görmek bile istemiyorum. Doktor geldiğinde beni buradan çıkarın alın beni diye yalvarıyorum. 8 saat geçip ayağa kalktığımda ilk işim yoğun bakıma gitmek oldu. Eşim götürdü,girdim yoğun bakıma bir cam fanus içinde minicik bir bedeni koymuşlar. Daha elleri oyuncak bebek eli kadar bile değil,ayakları turnağım kadar bile değil,mosmor bir ten…
Hemşireye “gözlerini açıyor mu “ diye sorduğumda yok henüz kapalı dedi. Eşimle ona bakarken 10 dk sonra gözlerini açtı ve sanki “ben buradayım üzülmeyin” der gibi bize bakıp tekrar kapattı o minik gözlerini.. işte o zaman dedim o burada,savaşıyor sende onun için üzülmeyip savaşacaksın.
Süslü doğum kıyafetlerim olmadı,binbir hevesle hazırladığım hediyeliklerim yoktu,ilk doğduğunda giydireceğim kıyafeti bile seçememiştim,mutlu bir anne olamamıştım..
Hastaneden taburcu olduğumda evime dönemedim, eli boş dönmek öyle zor ki!! Anneme gittim, orada kaldım. Tüm iyi niyetli teselliler bile yersiz kalıyor bu durumda. Annem,kızım,eşim ,ablam hepsi pervane olmuşken o an sen yaşayan bir ölü gibisin. Sezeryan olmuşum ama umurumda bile değil ağrılar. Hergün görüş günü gelsin de hastaneye gideyim diye saatleri sayar olmuştum. Tam 60 gün o yoğun bakım kapısını aşındırdım. 60 gün evde olmayan bebeğimi yaşatabilmek için doktorlar hastanede ben ise evde çabalayarak süt sağarak dualar ederek geçirdik. 45 gün iyi bir haber duyayım diye hergün doktorları aradım. Vee 60 günün sonunda hastaneden telefon geldi “annesi hadi gel taburcu edeceğiz”.. işte o zaman bizim doğduğumuz gün,kızımı ilk defa kucağıma aldığım,kokusunu içime çektiğim gün..
İşte o gün ben 2.kez anne oldum ve tüm zorlukları yenen kocaman güçlü bir aile olduk..
Şimdi bu minik prematüre 11 aylık oldu bile.
Evet 40 yaşına bile gelse ben bu duyguları her hatırlayışımda aynı acıları hissedeceğim ama her baktığımda da şükür sebebim olacak.
Prematüre annesi olmak her duyguyu yaşamakmış…
💜💜💜💜