Sanırım yetemiyorum. “ Sanırım “ diyorum çünkü yetemediğimden de emin değilim ya da eminim ama konduramıyorum.
Düşünüyorum, olduramıyorum.
“İlk çocuğum mu kolay bir bebekti?”
“İlk çocuğumu büyütürken şartlarım daha mı rahattı?”
“İkinci çocuğum daha mı zor bir bebek?”
“İstanbul’da olsak her şey daha mı kolay olurdu?”
Kafamda deli sorular. Soruların cevaplarını buluyorum, çünkü biliyorum, ancak çözüme kavuşmadıkça cevapların önemi olmuyor.
Biliyorum ki ilk bebeğimi büyütürken eşim evden çalışıyordu, “imdat” serzenişimde kapımı çalacak arkadaşlarım vardı, ara ara aileler geliyordu ama bütün bunların dışında bebeğim kolay bir bebekti. Her bebek kadar zorluğu vardı tabii ama düzenimizi oturttuktan sonra çok zorlandığımı söyleyemeyeceğim. Yine biliyorum ki şuan eşim evden çalışmıyor, artık “imdat” serzenişime yetişecek kimsem yok, iki çocuğa anne olmaya çabalıyorum, çabalıyorum ama başarıyor muyum? Orası bir muamma, ve bebeğim zor bir bebek. Yaşadığım şey lohusa depresyonu değil, geçtik oraları. Ben gerçekten yetemiyorum. Eşimin iş imkanları sebebiyle, tabii başka sebeplerde vardı, şehir değiştirdikten sonra ben işi bıraktım, okuma merakımdan sebep okuduğum bilmem kaçıncı üniversiteyi bıraktım, yeni bir deneyim ve tecrübe olur diyerek yola düştüm. Düştüm ama bu deneyim benim için iyi bir deneyim oldu mu? Bilemiyorum. Yaşadığım yere karşı memnuniyetsizliğim yok ama bana nefes aldırabilecek kimsenin olmayışı da zor geliyor galiba. İş, okul ve çevre olmayınca kendimi ikinci kez anne olmaya hazır hissederken buldum. “Vakit müsait Pelin, neden olmasın? “ derken ardına gelen hamilelik. Kasım ayında doğum yaptım. Kasım - Aralık ayı süreci her şey yolundaydı. Kayınvalidem bizimle kaldı bir süre, sonrasında benim ailem geldi gitti. Daha konforluydu. Ocak - Şubat ayı süreci beni mahvetti. Uyumuyor. Gaz problemi var. Meme reddi yaşadık. İlk çocuğum da her şey ne kadar kolaysa ikinci de ters takla attım. Sabah eşim işe gidiyor, büyük oğlum kreşe gidiyor, küçükle gün boyu beraberiz. Ev işi yok, yemek hak getire. Eşim asla problem etmiyor ve yükümü inanılmaz hafifletiyor aslında. İşten geliyor yemeğimizi yapıyor. Haftasonları evi temizliyor. Çocuklarla ilgileniyor. Bütün sorumluluğu paylaşıyoruz ama bana bu yetmiyor. Düzensizliğin içinde bir düzenle yapamıyorum. Kendime vakit ayıramıyorum. Büyük oğlumla bir şeyler yaparken küçüğün ağlama krizleri bölüyor, çocuk tek devam ediyor. Dün eşim uyuya kalmıştı uyandırmak istemedim, küçük uyuyordu büyük oğluma kitap okuyacaktım. Küçük uyandı ben onu yeniden uyutayım derken büyük oğlum kendi kendine uyumuş. Kırılma noktam bugün oğlumun beslenme çantasını evde unuttuğumda oldu. Çocuğumu okula yemeksiz göndermişim inanabiliyor musunuz? Bağıra çağıra ağlamak istedim ona dahi fırsatım olmadı. Düzen kurmaya çabalıyorum ama iki çocukla başarılı olamadım. Desteksiz çocuk büyütmek bana göre değil desem ilk çocuğumda da aman aman desteğim yoktu. Ara sıra nefes almak dahi destekmiş onu anladım. Temizlik ve yemek için bir abla ayarlayalım bir süreliğine diyor eşim, hem ev işleri sorumluluğun olmaz hem sanada desteği dokunur diyor ama onuda bilemiyorum. Ara sıra derin temizliğe yardımcı abla gelirdi ama tam zamanlı bir yardımcıya pek ihtiyacım olmamıştı. Anlaşılan gerçekten yetemiyorum. Yetemediğimi kabul edip yetmeye çalışıyorum ama o da olmuyor. Debelenip duruyorum.
Şeker Portakalı kitabının bir alıntısı vardır hani “Ruhum hayatımdan yoruldu” diye. Tam bu eşikteyim. Enerjik, deli dolu, neşeli, günü dolu dolu yaşayan halimden eser kalmadı.