1merling bu vicdan azabı değil, bu normal insanın düşüncesi. Bu şekilde düşünmeniz gayet normal ve doğal. Dün okuduğum bir alıntıyı paylaşmak istiyorsun.
Psikiyatr Anna Freud 40 yıl boyunca anneliği inceledi ve şok edici bir SONUCA vardı:
“Anne içgüdüsü bir mit. Çocuğa duyulan sevgi, ona karşı duyulan tiksintiyi aşarak oluşur.”
İlk aylarda annelerin %87’si şunları yaşar:
• Ağlamadan kaynaklı tahriş
• Kokulardan tiksinti
• Kaçıp gitme ve geri dönmeme isteği
• Bebeğin çaresizliğine öfke
Ve bu NORMALDİR.
“Anne sevgisi içgüdü değil, kişinin kendisi üzerinde çalışmasının sonucudur” – diyor psikiyatr Donald Winnicott.
Hiçbir kadın, bebeğini sevmeye hazır doğmaz.
Beyin, yenidoğanı bir tehdit olarak algılar: uykuyu, gücü, zamanı, eşin ilgisini alır.
Doğal tepki – bu tehdide karşı kendini korumaktır.
Anne sevgisi ancak bu direnci aşarak ortaya çıkar.
En acımasız olan şey: toplum kadınları kendi duyguları hakkında kendilerine yalan söylemeye zorlar.
“Onu ilk görüşte sevdim” – toplumsal olarak beklenen bir yalandır.
Gerçek: annelerin çoğu ilk 3-6 ay boyunca kendini “yabancı bir bebeğin bakıcısı” gibi hisseder.
Bağlılık yavaş yavaş, bakım yoluyla oluşur; “anne içgüdüsü” ile aniden değil.
Ama bunu itiraf etmek – tabu.
Doğum sonrası depresyon kadınların %40’ında – hastalık değil, psikolojinin NORMAL tepkisidir.
Psikiyatrlara göre: kadının beyni yeni role direnç gösterir.
“Eski hayatın kaybına” yas tutar:
• Özgürlüğe
• Uykuya
• Kariyere
• Eşiyle ilişkilere
• Kendi bedenine
Bu “kötü anne” demek değildir. Bu, büyük değişimlere uyum sağlayan insan psikolojisidir.
“İyi anneler” vs “gerçek anneler” — fark nerede?
İYİ anneler (toplum gözünde):
• Çocuklardan asla yorulmaz
• Onların varlığına her zaman sevinir
• Çocuk için her şeyden vazgeçmeye hazırdır
GERÇEK anneler:
• Bazen kaçmayı hayal eder
• “Çocuksuz hayatı” özler
• Çocuklarını sever, ama kendini kaybetmez