Lohusalık
Doğum oldu ve senin vücudun paramparça halde. Kollarında serumlar, kalçanda iğne izleri ağrısı sızısı şişliği morluğu, rahminde durmayan kanama, yedi kat olan dikiş ağrın, tüm vücudunu saran titreme… dört bir yandan vücudunu siper almış düşmanlar acımasızca vuruyor gibi. Savunmasızsın ve tek gayen bebeğini korumak. Onca acıya rağmen sadece bebeğinin iyi olması için uğraşıyorsun. Vucudunda ağrımayan yer yok morarmayan yer yok. Oturamıyorsun uzanamıyorsun tuvaletini bile yaparken işkence çekiyorsun. Arada bir gelen şiddetli sancılar. Dayanamam diyorsun ama çeke çeke o da gidiyor. İşte böyle bi hengamenin içinde bebeğine bakma savaşı veriyorsun. Bi de sütün gelmemesi derdi. Meme reddi derdi. Sarılık derdi. Hangi birine yanayım ki. İçime mi dışıma mı. Kendim bebek gibi sevilmek sarılmak ilgilenilmek istedim. Ama ne sarınıldım ne de bebek gibi ilgilenildim en sevdiğim tarafından. Bi kere sarılmadı kaç gece gizlice ağladım. Öyle ihtiyacım vardı ki onun sevgisine koynuna şefkatine merhametine. Yoksun bıraktı beni. Niye bilmiyorum uzak durmayı seçti. Yalnız kaldım. Yalnız ayakta durmaya çalışıyorum. Ama bu günleri de hiç unutmıcam. Bazen zaman geri aksın herşey rüya olsun istiyorsun. Çünkü bu günlere değmiyormuş…