Bade38 Hakikatin saklı olduğu o köye, Aytepe Köyü’ne varmıştı. İçinde binbir çeşit korku, aklında yaşayamadıkları, ruhunda derin bir sızı…
Köye vardığında sıcaklık en tepede kavurup geçiyordu ama Gülşah’ı rahatsız eden bu sıcak hava değil, vuslatın sona erip ermeyeceğiydi. Mektupta yazılan o eve bahçesi yemyeşil olan, binbir çiçekle bezenmiş, sanki birini beklercesine coşkuyla bir sağa bir sola sallanan asmalarla donanmış, dış cephesi denizin huzurunu temsil eden mavilikle çevrili o eve varmıştı.
Derin bir nefes alıp gözlerini sımsıkı sıkarak,
“Evet, yapabilirim… Bu kapıyı çalıp hasretimi dindirebilirim. İstediğim ve hayal ettiğim o aileye belki kavuşabilirim,”
sözlerini içinden geçirdi ve kapıyı çaldı.
İçeriden tiz ve titrek bir ses yükseldi:
— Kim o?
Gülşah bunu hiç düşünmemişti. “Kim o?” denildiğinde ne diyebilirdi? Ya da ne demeliydi ki o kapının diğer tarafına geçebilsin?
Tam o anda tekrar aynı ses yankılandı:
— Kim var orada?
Gülşah, bu ses karşısında yalnızca bir kelime söyleyebildi:
— Ben…
Koca bir “ben”; ama içinde nasıl bir boşluk barındırdığını, kendisinin bile tahmin edemeyeceği bir “ben”…
Bu da benden @Pirasalipuding