zumzum55
Geçen yaz, şehir dışına çıkan bir arkadaşımın evine birkaç gün göz kulak olmam istendi. Evi çok güzel, sessiz sakin bir semtte, klasik eski bir apartman dairesiydi. İlk gece gayet huzurluydu, hatta klimayı bile açmadan uyudum.
Ama sabah uyandığımda bir tuhaflık vardı. Kahvemi hazırlamak için mutfağa gittim, makine zaten çalışıyordu. Dedim ki: “Demek arkadaşım zaman ayarlı yapmış.” Geçtim, kahvemi içtim, fazla düşünmedim.
İkinci gün, gece yatmadan önce salona telefonumu şarja taktım. Sabah bir kalktım, telefon full dolu, ama kablo başka prize takılmış. Üşengeçliğime verip geçtim yine.
Üçüncü gün… Mutfağa girdiğimde yerler silinmiş. Öyle böyle değil, deterjan kokuyor. Arkadaşımı arayıp “Temizlikçi mi geldi?” dedim. “Yok canım, kimseye vermedim anahtarı,” dedi. İçime hafif bir tedirginlik çöktü ama hâlâ mantıklı bir açıklama bulmaya çalışıyorum.
Dördüncü gece… Salonda film izliyordum. Birden televizyon kendiliğinden sessize alındı. Kumanda masanın üstündeydi. “Herhalde bastım yanlışlıkla,” dedim. Gülmeye çalıştım ama gözüm sürekli etrafı tarıyor.
Beşinci gün sabahı… BANYO. Girdim, aynanın üstüne buğu ile yazılmış bir not:
“Bulaşıkları unutma canım.”
BİRİ Mİ VAR? DELİRİYOR MUYUM?
Evi terk ettim. Arkadaşımı arayıp, “Bana o evi bir daha teklif etme,” dedim.
Sonradan öğrendim ki…
O evde yıllar önce temizlik hastası yaşlı bir teyze vefat etmiş.
Efsaneye göre hâlâ toz gördüğünde hortluyormuş…
Ama hakkını yiyemem:
Gerçekten çok titizdi.
Ruh gibi değil, yardımcı abla gibiydi.
🙃