Meri-Mel
Veriyorum hocam. Çünkü nasıl alışırsa o şekilde gider.
Oğlumun odasında oyuncaklar sepet sepet kategorize halde. Hepsinin etiketleri var ayrı ayrı.
Yeni bir sepet almak istiyorsa öncekini toplamak zorunda. İki sepeti de istiyorsa oyun bittiğinde toplayıp yerine koyar.
Yemek yedikten sonra babası da o da tabağını alır makineye koyar.
Çoraplar, kıyafetler yerlere atılmaz.
Eve girince ayakkabı alınır, ayakkabı dolabına koyulur.
Ben yemek yaparken o soğan kabuklarını soyar, mercimekleri yıkar mesela kendince.
Ben toz alırken o da toz alır.
Çiçekleri sular. Japon balığı aldık ona Peppa’nın kitabında gördü, Goldie.
Ondan oğlum sorumlu. Yemini hep o verir ve daha hiç unutmadı.
Bir şey tamir edilecekse babasına yardım eder.
Üstünden çıkan kirliyi götürür sepete atar. Geçen parkta suriyeli bir bebe yediği çikolatanın paketini yere attı.
Oğlum gördü hemen yerden aldı yanıma geldi ve bana görüş mesafemde ama biraz uzakta olan çöp kutusuna gidip gidemeyeceğini sordu.
Elbette gidebileceğini, ihtiyacı olursa burda olduğumu söyledim ve izledim. Pakedi çöpe attı, koşa koşa geldi ve suriyeli çocuğa “Arkadaşim çöpü yere atamazsın. Çöpçü amcalar çok yoruluyor, çok yanlış” dedi küçücük parmağını sallayarak. Çocuk Türkçe bilmediği için anlamadı tabi. Sonra annesine döndü “Annesi sen söyle yere çöp atmasın” dedi. Kadın bön bön baktı sadece.
Duyarlı, ahlaklı, nazik ve merhametli çocuk yetiştirmek şu hayatta içtiğim sudan da yediğim lokmadan da daha önemli. Çocuk anne babanın imzasıdır.