LilyaBn
35lavanta güzel kardeşim, ilk emri “Oku” olan bir dinin mensuplarıyız elhamdulillah. Hiç okumadan kulaktan dolma bilgilerle bir ömür sürmek müslümanlığın ruhuna terstir. Aklın yeteceği konularda tabi ki sorgulayacağız, böylece kalbimiz mutmain olur ve imanımız kuvvetlenir. İman iki çeşittir; taklidî iman ve tahkikî iman. Müslüman ailede doğan birinin sorgulamadan devam ettirdiği iman taklidîdir. Allah imanın bu zayıf noktada bırakılmasını istemiyor çünkü böyle bir iman ufak bir rüzgarın mumun ışığını söndürmesi gibi en basit sebeplerle imanı kaybetmeye yol açabilir. Tahkikî iman ise anlam olarak hakikî iman demektir ki hakikî imana ancak sorgulayanlar ulaşabilir. Fakat sadece aklın yeteceği konularda sorgulamak bu kapsamdadır. Aklın yetersiz kalacağı mevzularda sorgulamak ise tam tersi bir etkiyle kişinin imanını kaybetmesine sebebiyet verir. Bunu çok iyi bilen şeytan da en büyük düşmanı olan insanları yoldan çıkarmak için en büyük vesveseyi buradan verir. Bu vesveseyi bilmek ve kulak tıkamak zorundayız. Aksi halde sadece şeytanı sevindirecek hamleler yapıyor oluruz. Konuyla ilgili peygamberimiz bir hadisinde şöyle buyuruyor: “Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti”. Bu sebeple cevabını bilemeyeceğimiz mevzulara kafa yormamak ve aklımıza geldiğinde zihnimizi hemen başka şeylerle meşgul etmek bizim manevî huzurumuzu artırır. Böyle zamanlarda zikretmenin muhteşem huzuruna kendimizi bırakmalıyız. Zira ayette geçtiği şekliyle “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur”.
Allah’ın emir ve yasakları arasında kendimizce bir ölçü belirleyip “bunu yapan cennete girer” veya “bunu yapmayan cehenneme girer” diyemeyiz. Bu hâşâ Allah’ın işine karışmak olur. Biz sadece müslümanlığımızın gerektirdiği şekilde hareket etmekle yükümlüyüz. Emir ve yasaklar arasında bize bir tercih hakkı sunulmuyor, bir kota da verilmiyor. Bütün iyi işleri yapıp tesettüre girmesem de olur diyemeyeceğimiz gibi tesettürlüyüm diye başka yanlışları yapma hakkım var da diyemeyiz. Bizim inancımızda büyük hesap gününde mizan terazisi kurulacak ve yaptığımız iş bir hardal tanesi kadar bile olsa iyi veya kötü hepsi teraziye konulacak. Terazide sevap kefesi ağır basan kurtulacak, günah kefesi ağır basan cezaya müstehak olacaktır, bu bilgiler bizzat Kur’an’da mevcuttur. Dolayısıyla o ibadet bu ibadet diye ayırım yapmak yerine bizim odaklanmamız gereken tek nokta sevap kefemizi ağırlaştırmak olmalıdır. Bunun için de pek tabi ki emirleri layığıyla yerine getirmeye gayret göstermemiz gerekiyor.
Dinde zorlama yoktur ifadesi Kur’an’da geçer, fakat asıl kastedilen mânâ kimseyi zorla müslüman yapamayacağımızdır, İslam dinine girmek tamamen kalpten gelerek olmalıdır. Müslümanların ise müslüman olma iddialarından ötürü onlardan istenen emir ve yasakları yapmaları gerekir. Bu kısım artık yükümlülüğe girer zira İslam teslim kökünden gelir, müslüman da teslim olan kişiye denir. Teslimiyet ise fiilde kendini belli eder. Kişi hem müslümanım deyip hem emir ve yasaklardan kaçamaz. Bu müslüman olmanın ruhuna terstir. Tabi ki hepimiz insanız ve hepimizin hataları var. Fakat zaten Allah bizden mükemmellik beklemiyor, sadece O’nun yoluna yaraşır bir gayret içerisinde olmamızı istiyor. Düşsek de tekrar doğrulmamızı ve O’nun yolu dışında bir yol olmadığını bilip O’na sığınmamızı istiyor. Bizi Hak yol üzerinde tutmak için de güzel müjdelerden söz ediyor. Yani “bunu yapmazsan cennete giremezsin” değil, “bunu yaparsan cennete girersin” diyor. Bu tam anlamıyla bir teşviktir. Fakat unutulmamalıdır ki ancak çift kanatlı kuş uçabilir. Sadece cennet ümidi taşıyacak olsaydık bu durum bizi rehavete sürüklerdi ve emir ve yasaklarda daha gevşek davranmaya başlardık. Bizi yaratan Rabbimiz fıtratımızı biliyor ve cennet umudumuzu cehennem korkusuyla dengeliyor. Bu sebeple bizler korku ile ümit arasında bir dengeyle Rabbimize ibadet ederiz ama bu dengeye rağmen Allah’ın rahmet tarafının ağır basacağını da biliriz. Çünkü “Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir.”
Müslüman olmadığı halde iyi olan insanların varlığı muhakkaktır. Bu kişilerin akıbeti ya ömürlerinin bir kısmında hidayet bulup müslüman olmaları şeklinde gerçekleşir veya müslüman olmaya yanaşmayacak kişiler ise Allah iyi olmalarının karşılığını dünyada tastamam öder ve onları her türlü güzellikle nimetlendirir. Fakat aciz halimizle hümanist bir yaklaşım içerisinde olmak ve müslüman olmayan iyi insanların haline acımak sağlıklı bir bakış açısı değildir. Böyle insanlar için sadece hidayet duasında bulunabiliriz gerisini ise Allah’a bırakırız. Kul olarak nerede durmamız gerektiğini bilmeli ve Allah’ın hükmüne karışma gafletinde bulunmamalıyız. Allah Rahman’dır, Rahman isminin anlamını hakkıyla bilen herkesin Allah’a olan sevgisinin kat kat artması gerekir çünkü Allah müslüman olan-olmayan ayırımı yapmadan bütün kullarını çok sever ve hepsine dünyada eşit bir şekilde rahmetiyle muamele eder. Bir anne nasıl ki evladının ateşte yanmasına razı olmazsa Allah annenin evladını sevmesinden kat kat fazla şekilde kullarını sever ve onların ateşte yanmasına razı olmaz. Fakat ayette de geçtiği gibi “Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlar”. Zira biz Allah’ı göremesek de onun varlığının delili olan birçok örneğe şahit oluyoruz. Haliyle sınırlı aklımızla Allah’ın varlığına ulaşmak mümkündür. Aklını istenilen şekilde kullanamayanlar ayetteki ifadeyle kendilerine zulmediyorlar ve haliyle cezayı hak ediyorlar. Bize düşen sadece müslüman olduğumuz için hakkıyla şükretmek ve müslüman olmanın gereğini yerine getirme gayretinde olmaktır. Allah’ın bize sunduğu muhteşem ikramın farkında olmalıyız. Buna rağmen ayağımızın kaymaması için sürekli dualar etmeliyiz çünkü hiçbirimiz ne şekilde öleceğimiz hususunda bir garantiye sahip değiliz.
Sorularınıza cevap bulacağınızı ümit ediyorum. Yazı diliyle ancak bu kadar oluyor, yoksa uzun uzun muhabbet etmenin etkisi muhakkak daha farklı olur 😊 kendi kendinize sadece şunu telkin edin: “Ben kalbimi tatmin edecek cevaplara ulaşacak olmasam da tam anlamıyla iman ediyorum ve cevap bulamadığım soruların akıbetini Allah’a bırakıyorum.”
Allah bir ayette şöyle buyuruyor: “Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm’ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir”. Rabbim ayette geçtiği gibi imanı kalplerimize sevdirsin ve ayaklarımızı Hak yol üzerine sabit kılsın 🤲🏻❤️